
Aşk, bazı bireyler için yoğun bir haz ve bağlanma duygusu yaratırken, bazıları için derin acılar ve duygusal zorlanmalarla ilişkilendirilebilir. Psikolojik açıdan bakıldığında aşk; duygusal, bilişsel ve biyolojik süreçlerin birlikte işlediği karmaşık bir yaşantıdır.
Psikoloji literatüründe aşkı açıklamaya yönelik farklı kuramlar bulunmaktadır. Bunlardan biri Üçgen Aşk Kuramıdır. Bu kuramda aşk; yakınlık, tutku ve bağlılık bileşenlerine göre farklı biçimlerde sınıflandırılır.
Romantik Aşk
Partnerlerin hem fiziksel hem duygusal olarak birbirine çekim hissettiği, yakınlığın ön planda olduğu aşk türüdür.
Hoşlanma
Karşıdaki kişiyi fiziksel olarak beğenme ve kendine yakın hissetme vardır; ancak derin bağlanma henüz oluşmamıştır.
Çılgın Aşk
Genellikle “ilk görüşte aşk” olarak tanımlanır. Bireyin gerçek kişiden çok, zihninde idealize ettiği imgeye bağlanmasıyla ortaya çıkar. Zamanla saplantılı bir hâl alabilir.
Boş Aşk
Tutku ve duygusal çekimin azalmasına rağmen ilişkinin alışkanlıkla sürdürülmesidir.
Mükemmel Aşk
Yakınlık, tutku ve bağlılığın birlikte var olduğu, emek ve çaba gerektiren aşk türüdür.
Arkadaşça Aşk
Uzun süreli arkadaşlık sonrası duygusal yakınlık ve tutkunun gelişmesiyle ortaya çıkar.
Aptalca Aşk
Hızlı başlayan, ani kararların verildiği ve yeterli tanıma süreci yaşanmadan ilerleyen ilişki biçimidir.
Aşık Olamama (Aşksızlık)
Yakınlık, tutku ve bağlanmanın olmadığı, çoğu zaman zorunlulukla sürdürülen ilişkiler bu grupta yer alır.
Aşkın insan yaşamında bu denli güçlü bir yer tutması; beyinde salgılanan dopamin, oksitosin, serotonin ve endorfin gibi nörokimyasal maddelerle ilişkilidir. Aşık olunduğunda bu maddelerin salınımı artar ve birey kendini daha mutlu, güvende ve ödüllendirilmiş hisseder.
Bu biyokimyasal süreçler, kişinin bağlanma eğilimini güçlendirir. Ancak aşk yalnızca biyolojik değil; aynı zamanda psikolojik ve öğrenilmiş deneyimlerin de etkisi altındadır.
Bir bireyi ilk anda “sevmek”ten ziyade; dış görünüşü, sesi, konuşma tarzı, enerjisi ve genel duruşu etkileyici bulabiliriz. Bu durum hoşlanma veya hızlı bağlanma ile sonuçlanabilir.
Sevmek ise zaman, güven ve duygusal deneyim gerektirir. Psikolojik araştırmalar, bireylerin geçmiş yaşantılarına benzer duygusal örüntüler taşıyan kişilere daha güçlü bağlanabildiğini göstermektedir. Daha önce yeterince sevilmemiş veya değersizlik duygusu yaşayan bireyler, farkında olmadan kendilerini zorlayan ilişkilere yönelebilir.
Bir ilişkinin sona ermesiyle birlikte birey; boşluk, yalnızlık, değersizlik ve yoksunluk duyguları yaşayabilir. “Onsuz yapamam”, “hayallerim yarım kaldı” gibi düşünceler sık görülür. Kişi kendini suçlayabilir ve yoğun öz eleştiri geliştirebilir.
Oysa birey, ilişki öncesinde de var olan bir bütündür ve ilişki sonrasında da varlığını sürdürür. Ayrılık acısı, bağlanmanın ve alışılmış duygusal düzenin bozulmasına verilen doğal bir tepkidir.
Hipnoz, aşk ve ayrılık sürecinde yaşanan duygusal zorlanmalarda tamamlayıcı bir yöntem olarak değerlendirilebilir. Hipnozun amacı; bireyin sevdiği kişiyi “unutması” veya hafızasından “silmesi” değildir.
Hipnoz uygulamalarında hedeflenenler:
•ayrılık sonrası yoğun kaygı ve duygusal yüklerin ele alınması
•travmatik anı ve duyguların fark edilmesi ve yeniden anlamlandırılması
•değersizlik, terk edilme ve yalnızlık düşüncelerinin çalışılması
•bireyin duygusal dengesinin yeniden yapılandırılmasına destek olunmasıdır.
Hipnoz, bireyin bilinçdışı süreçlerini gözlemlemesine yardımcı olarak; ilişki dinamiklerinin ve tekrar eden davranış kalıplarının fark edilmesini destekleyebilir.
Hipnoz uygulamaları, bireysel çalışmalarda olduğu gibi gerekli görülen durumlarda çift odaklı olarak da ele alınabilir. Amaç; suçlu aramak değil, ilişki dinamiklerini anlamak ve sağlıklı sınırlar oluşturulmasına destek olmaktır.
Bu sayfada yer alan bilgiler; bağlanma kuramı, aşk psikolojisi, ayrılık sonrası yas süreci, travma ve hipnozun psikolojik süreçlerdeki destekleyici rolüne ilişkin güncel bilimsel literatür temel alınarak hazırlanmıştır.
Aşk ve ayrılık süreçleri, bireyin yaşam öyküsü ve bağlanma deneyimleriyle birlikte ele alınması gereken çok boyutlu süreçlerdir.
Hipnoz uygulamaları; tıbbi etik ilkeler, bilimsel gerçeklik ve Sağlık Bakanlığı mevzuatı çerçevesinde yürütülür. Hiçbir uygulama:
•bir kişiyi unutturma,
•duyguları tamamen silme,
•garanti iyileşme iddiasıyla sunulmaz.
Bu sayfada yer alan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Aşk ve ayrılık problemlerine yönelik destek süreci, bireyin klinik değerlendirmesi sonrasında planlanır. İnternet üzerinden sunulan bilgiler, profesyonel değerlendirmenin yerine geçmez.
Bu içerik hazırlanırken aşağıdaki bilimsel kaynaklardan yararlanılmıştır:
•Sternberg, R. J. The Triangular Theory of Love
•Bowlby, J. Attachment and Loss
•Fisher, H. Why We Love
•Beck, A. T. Cognitive Therapy and Emotional Disorders
•Spiegel, D. Hypnosis and emotional regulation
•Lynn, S. J., & Kirsch, I. Handbook of Clinical Hypnosis
Bu içerik Dr. Serkan Akıncı tarafından hazırlanmıştır.